Hacivat Karagöz Hikayesi

Hacivat Karagöz Hikayeleri

Hazin sonlarına rağmen bizleri yüzlerce yıl güldürmeyi başaran ayrılmaz ikili Hacivat ve Karagöz hikayesi kültürümüzün unutulmazları arasında herhalde ilk sıralarda yer alıyordur. Gölge oyunun başlangıcı olarak kabul edilen bu geleneği yaşatabilmek adına Hacivat ve Karagöz senaryoları kaleme almaya başlayan ekibimiz hikayeyi sizler için yeniden derledi.  Dilerseniz sizleri daha fazla bekletmeden sayfamızın Senaryo yazarı tarafından yeniden  kaleme alınan Hacivat Karagöz hikayemize geçelim

Hacivat Karagöz Hikayeleri

 

Hacivat Karagöz Kukla Oyunları Halen Revaçta

Sanat tarihimizin belki de en unutulmaz iki karakteridir onlar. Rivayete göre; Hacivat ve Karagöz yaşadıkları dönemde Osmanlı devletinin kurucusu Osman Bey’in oğlu Orhan Gazi tahttaymış. Orhan Gazi babasının anısını yaşatmak üzere  Bursa’da bir cami yaptırmaya karar verir ve dönemin ünlü mimarlarından projelerini getirmelerini ister.  Padişahın buyruğu ile çok kısa bir zaman içerisinde mimarlar projeleri ile padişahın huzuruna gelirler. En beğendiği projenin mimarını yanına çağıran Orhan Gazi caminin her yönüyle kusursuz bir yapı olmasını ister ve proje için hazırlıkların yapılmasını emretmiş. Emri alan mimar bölgede bulunan en iyi Taş, Demir, Ahşap ve Yapı ustalarını hızla toparlamış ve padişahın huzuruna çıkarak çalışmanın başlaması için hazır oldukları bilgisini vermiş. Bunun üzerine Orhan Gazi projenin başlaması için emir vermiş vermesine, lakin hemen peşinden birde uyarıda bulunmuş, mimara “Bu caminin kendisi için çok büyük bir değeri olduğunu bu yüzden inşaatı istenen sürede mutlaka bitirin, ola ki inşaat gecikirse bu gecikmeye neden olanın kellesi gider” diyerek mimara artık çalışmaya başlamasını buyurmuş. Hacivat ve Karagöz hikayesi böylece başlamış olur.

Cami İnşaatı Gecikiyor

Padişahın bu vahim uyarısı ile başlayan proje mimarın topladığı ustalar arasındaki iki kişinin hazin sonu ile bitecektir. Bunlar bizim kahramanlarımız olan ve asıl isimleri mimarbaşı “Kambur Bali Çelebi” yani bizim tanıdığımız ismiyle Karagöz ve demirci ustası  “Halil Hacı İvaz’  yani  Hacivat’tan başkası değildir. Padişahtan aldığı kesin ve korkutucu emri bu iki ustaya ileten mimar çalışmanın bir an önce başlaması için onları görevlendirir. Aynı projede yer alan Hacivat ve Karagöz kısa zamanda çok iyi arkadaş olurlar. Fakat Karagöz biraz tez canlı bir yapıya sahiptir, üstelik okuma yazması da yoktur. Bu yüzden sürekli başı derde girer, her defasında yakın arkadaşı olan ve yüksek tahsil görmüş Hacivat ise onun düştüğü müşkül durumdan kurtarırmış. Fakat onu kurtardıktan sonra azarlamayı ve ona nasihat etmeyi de ihmal etmezmiş. Gel zaman git zaman Hacivat her defasında kurtardığı Karagözle bu kez kendisi tartışmaya başlamıştır. Üstelik hayli komik bu sürtüşmeler biraz da dostane olduğundan çevredeki işçilerin katıla katıla gülmelerine neden olurmuş.

Diğer Çalışanlar Artık Bu İkilinin Tartışmalarını Ayırmaya Başlar

Tabi komik bu karşılaşmalar artık öyle bir hal alır ki cami inşaatında çalışanlar işi gücü bırakıp sürekli bu ikiliyi ayırmaya çalışırlar. Farkında değillerdir ancak bu iki arkadaş acı akıbetlerini hazırlamaya çoktan başlamışlardır. Genellikle Hacivat’ın sözleri ile başlayan bu didişmelerde her sözü oldukça komik şekilde değiştiren Karagöz işçilerin kahkahalarla onları izlemesine neden olurmuş.  Bu durumu kanıksayan Hacivat sırf Karagöz sözlerini değiştirsin diye bilerek ona bir şeyler söyler, Karagöz de hemen bu sözleri komik farklı bir söze dönüştürürmüş.

Hacivat: “Şuh levendim, şuh pesendim hoş geldin”

Karagöz : “Kehlelendim, sirkelendim, boş geldim”

Hacivat : “Ahu gözlüm, inci dişlim hoş geldin”

Karagöz : “Ayı gözlüm, kazma dişlim hoş geldin”

Diyerek Hacivat’ın her sözüne bir şeyler uyduran Karagöz gün boyu onları izleyerek gülen işçileri fazlasıyla ağırlaştırmaya başlamıştır. Tabi bütün bunlar camiden sorumlu mimar inşaatta dolaşırken olmaz ancak mimar inşaattan ayrılınca bu şakaları yaparlarmış. Hacivat Karagöz hikayesi böyle devam ederken günlerden bir gün padişah Orhan Gazi işlerinden vakit bulduğu bir sırada cami inşaatını denetlemeye gelir. Caminin tahmin edilenden çok daha geride olduğunu gören padişah sinirlenerek mimara bunun sebebini sorduğunda Kellesinin gideceğini düşünen mimar ” Padişahım sebebini tam bilemiyorum, fakat ben ne zaman malzeme almaya veya başka işler için inşaattan ayrılsam inşaatın işlerinde yavaşlama oluyor. Fakat ben bunun nedenini en kısa sürede öğrenip hünkarıma bildireceğim” sözünü vererek kellesini son anda kurtarır. Bu duruma hayli sinirlenen padişah yinede mimara istediği süreyi vererek durumu kendisine aktarmasını ister.

 

Mimar Hacivat ve Karagöz’ü Tespit Ediyor

Bir gün inşaattan bir bahane ile ayrılan Mimarbaşı kimseye görünmeden neler olup bittiğini anlamak için saklanarak çalışmayı gizlice izlemeye başlar. Mimarın çalışma alanından uzaklaştığını gören Hacivat ve Karagöz her zaman ki komik sürtüşmelerine o günde başlamış tüm işçilerde hemen yerlerini alarak onları izleyip kahkahalarla güldüklerinde mimarın onları izlediğinden habersizdirler. Artık mimar inşaatta yaşanan gecikmeyi anlamıştır. Soluğu Orhan Gazi’nin huzurunda alan mimar tüm gördüklerini padişaha aktarmış. Mimardan gelen bu bilgiye son derece sinirlenen   Orhan Gazi çok sinirlenerek  bu iki işçinin asılması emrini vermiş. İşte hazin sona yaklaşan  Hacivat Karagöz hikayesi bu noktada değişir ve Muhafızlar inşaat alanına giderek padişahın idam emrini yerine getirir. Çalıştıkları sırada sorgusuz sualsiz asılan bu iki komik insanın ölümü diğer işçi arkadaşları üzerinde büyük üzüntüye sebep olmuştur.

Tüm Bursa Hacivat ve Karagöz Olayını Duyunca Hüzne Boğulmuş

Bursa şehrine yayılan komik ikilinin ölümü şehirde büyük bir üzüntüyle karşılanmış ve herkes hüzne boğulmuştur. Tabi bu üzüntülü serzenişlerin padişahın kulağına gitmesi gecikmemiş ve sebebinin Hacivat ve Karagöz olduğunu öğrendiğinde Padişah bir anlık öfkeyle verdiği bu kararından pişmanlık duymaya başlamıştır. Duyduğu vicdan azabı padişahında üzülmesine neden olmaktadır.  Hatta onlar öldükten sonra bile aralarında yaptıkları şakalaşmalar bile dilden dile dolaşıp insanları güldürmeye devam ediyormuş.  Bir süre sonra verdiği kararın üzüntüsünü etrafına hissettiren Orhan Gazi’nin en yakın bilgelerinden Şeyh Kuşteri padişahın neşelenmesi için ayağındaki iki çarığı çıkararak tıpkı Hacivat ve Karagöz‘e benzetir. Daha sonra başından çıkardığı sarığın arkasına bir mum yakarak çarıkları oynatmaya başlar.  Hacivat ve Karagöz şakalar  padişahı bile güldürmeyi başarmıştır. İşte o gün bugündür gölge oyunu olarak adlandırılan bu sanatın günümüze ulaşması böyle olmuştur. Evet, maalesef mutlu sonla bitmeyen Hacivat Karagöz hikayesi  burada sona eriyor. Lütfen sizler için yeniden derlediğimiz hikayemizi sayfamızın altında bulunan paylaşım platformları üzerinden arkadaşlarınız ile paylaşarak sayfamıza destek olmayı unutmayınız. Ayrıca özgün şekilde yazılmasını istediğiniz benzer hikayeler olursa, bizimle iletişim kurabilirsiniz. “Sürçü lisan ettiysek affola” diyoruz ve izninizi istiyoruz. Sağlıcakla kalın.